Afrika'da yapılacak olan mescide bir tuğlada sen koy

Gazze'yi Unutma Boykotu Unutma

Gazze’yi Unutma, Vicdanını Unutma

Nuray Canan Songur’un Kaleminden

İnsan bazen büyük imtihanlarla değil, küçücük tercihleriyle belli eder hangi tarafta durduğunu.

Marketten aldığımız bir ürün…
İçtiğimiz bir kahve…
Alışkanlık haline getirdiğimiz bir marka…

“Benim aldığımdan ne olacak?” deyip geçebiliriz.

Ama ben meseleye böyle bakamıyorum.

Çünkü Gazze’yi gördük.

Çocukların korkusunu gördük. Annelerin çaresizliğini gördük. Yıkılmış evleri, yarım kalmış hayatları gördük.

Ve gördükten sonra insan artık eskisi gibi yaşayamaz.

En büyük korkum şu:

Gazze’ye alışmak.

Acıya alışmak…
Ölümlere alışmak…
Bir çocuğun gözyaşını sıradan bir haber gibi izlemeye alışmak…

Çünkü bir zulmün en büyük başarılarından biri, insanların artık ona şaşırmamasıdır.

O yüzden Gazze’yi unutmamalıyız.

Bugün de, yarın da…

Gündem değiştiğinde de.

Televizyonlar başka haberlerden bahsettiğinde de.

Sosyal medyada Gazze daha az görünmeye başladığında da.

Çünkü mazlumun acısı, bizim gündemimize göre başlayıp bitmez.

Kur’an-ı Kerim’in şu ikazı ne kadar ağırdır:

“Zulmedenlere meyletmeyin; sonra size ateş dokunur…”
(Hûd Suresi, 113)

Bediüzzaman Said Nursî de bunu insanın içine işleyen bir cümleyle ifade eder:

“Zulme rıza zulümdür; taraftar olsa zalim olur.”

İşte benim boykota bakışım da tam burada başlıyor.

Boykot Sadece Bir Ürünü Almamak Değildir

Boykot benim için öfkeli bir tepki değildir.

Boykot, her şeyden önce bilinçtir.

İnsan cebinden çıkan paranın nereye gittiğini merak etmeli.

Kime kazandırdığını bilmeli.

Bir alışveriş yaparken yalnız fiyat etiketine değil, vicdanına da bakabilmeli.

Elbette kimseyi doğrulanmamış bilgilerle suçlamamalıyız. Hangi şirketin, hangi markanın hangi faaliyetle ilişkili olduğu konusunda araştırmalı, güvenilir kaynaklara bakmalı ve kulaktan dolma listelerle hareket etmemeliyiz.

Ama bilgi sahibi olduktan sonra kişinin tüketimini vicdanı doğrultusunda şekillendirmesi de küçümsenecek bir davranış değildir.

Boykotun gerçek anlamı burada ortaya çıkar:

Bilinçsiz tüketmemek.

Her önümüze geleni sorgulamadan satın almamak.

Paramızın da bir tercih olduğunu bilmek.

Boykot Bir Günlük Tepki Olmamalı

Bir başka meseleyi de konuşmamız gerekiyor.

Boykot birkaç günlük heyecan haline gelirse anlamını kaybeder.

Bir olay olduğunda sosyal medyada birkaç paylaşım yapıp, birkaç hafta sonra eski alışkanlıklarımıza dönüyorsak ortada gerçek bir bilinç oluşmamış demektir.

Asıl olan sürekliliktir.

Çünkü bilinç, yalnızca zor günlerde hatırlamak değildir.

Bilinç, unutmanın kolay olduğu zamanda da hatırlamaktır.

Bu nedenle Gazze konusunda oluşturulan duyarlılığın günlük öfkelerden daha uzun ömürlü olması gerektiğine inanıyorum.

İnsan neyi neden tercih ettiğini bilmeli.

Çocuğuna da anlatmalı.

“Biz bunu neden almıyoruz?” diye sorulduğunda cevabımız hazır olmalı.

Çünkü çocuklarımıza yalnızca ne satın alacaklarını değil, neden satın aldıklarını da öğretmemiz gerekiyor.

Gazze’yi Unutursak Vicdanımızdan Bir Şey Eksilir

Gazze bir sosyal medya gündemi değildir.

Gazze bugün konuşulup yarın unutulacak bir başlık hiç değildir.

Bir çocuğun yaşadığı acının “trend” süresi olmaz.

Bir annenin gözyaşının son kullanma tarihi olmaz.

İnsani yardım kuruluşlarının güncel raporları da Gazze’de insanların hâlâ çok ciddi insani ihtiyaçlarla mücadele ettiğini gösteriyor.

O halde bizim de hafızamız diri kalmalı.

Bir gün bağış yapıp vazifemizi tamamladığımızı düşünmemeliyiz.

Bir paylaşım yapıp meseleyi kapatmamalıyız.

Dua etmek, yardım etmek, doğru bilgiyi paylaşmak, insani yardım çalışmalarını desteklemek ve tüketim tercihlerimizi sorgulamak…

Bunların her biri insanın kendi imkânı ölçüsünde gösterebileceği bir hassasiyettir.

Kur’an-ı Kerim’de Rabbimiz:

“İyilik ve takva üzere yardımlaşın; günah ve düşmanlık üzere yardımlaşmayın.”
(Mâide Suresi, 2)

buyuruyor.

Bu ayeti okuduğumuzda kendimize şu soruyu da sormalıyız:

Benim param hangi tarafa akıyor? Benim tercihim neyi büyütüyor?

“Ben Tek Başıma Ne Değiştirebilirim?” Demeyin

Belki de insanı hareketsiz bırakan en tehlikeli cümle budur:

“Ben tek başıma ne yapabilirim ki?”

Evet, tek başımıza dünyadaki bütün acıları bitiremeyiz.

Tek başımıza bir savaşı durduramayız.

Ama kendi vicdanımızın kararını verebiliriz.

Kendi alışverişimizi sorgulayabiliriz.

Bir çocuğa yardım ulaştırabiliriz.

Bir aileye sıcak yemek olabiliriz.

Bir mazlum için dua edebiliriz.

Gazze’nin unutulmaması için konuşabiliriz.

Küçük gördüğümüz şeyler, milyonlarca insan aynı hassasiyeti taşıdığında artık küçük değildir.

Mesele Bir Markadan Daha Büyük

Ben boykotu yalnızca marka listelerinden ibaret görmüyorum.

Asıl mesele bir vicdan kültürü oluşturabilmek.

Müslüman tüketirken düşünecek.

Harcarken düşünecek.

İsraf ederken düşünecek.

Dünyanın başka bir köşesindeki kardeşinin hâlini de düşünecek.

Çünkü Kur’an bize:

“Müminler ancak kardeştirler.”
(Hucurât Suresi, 10)

buyuruyor.

Kardeşlik yalnızca aynı sofraya oturmak değildir.

Bazen hiç tanımadığın bir çocuğun derdini kendi çocuğunun derdi gibi hissedebilmektir.

Bazen kilometrelerce uzaktaki bir annenin gözyaşının seni rahatsız etmesidir.

Bazen de:

“Benim elimden ne gelir?”

diye gerçekten düşünmektir.

Gazze’yi Unutma

Bugün bize düşen en önemli şeylerden biri hafızamızı kaybetmemektir.

Gazze’yi unutmayacağız.

Çocukları unutmayacağız.

Anneleri unutmayacağız.

Mazlumların sesini, gündemin gürültüsüne teslim etmeyeceğiz.

Ama bunu yaparken adaletten, doğruluktan ve hakkaniyetten de ayrılmayacağız.

Boykot edeceksek bilgiyle hareket edeceğiz.

Yardım edeceksek güvenilir ellere teslim edeceğiz.

Konuşacaksak doğruyu konuşacağız.

Çünkü bizim mücadelemiz yalnızca bir tepki değil, aynı zamanda bir ahlak meselesidir.

Ve günün sonunda hepimizin kendisine sorması gereken çok basit bir soru var:

“Bütün bunlar yaşanırken ben ne yaptım?”

Belki bütün dünyayı değiştiremeyiz.

Ama kendi tercihimizi değiştirebiliriz.

Kendi evimizde bir bilinç oluşturabiliriz.

Kendi çocuklarımıza vicdanı öğretebiliriz.

Ve Gazze’yi unutmayabiliriz.

Çünkü bazen unutmamak da bir duruştur.

Nuray Canan Songur

Paylaş

SON EKLENEN NURAY CANAN SONGUR YAZILARI

Aile kalemiz.Çocuklarımız ise kırmızı çizgimizdir

Aile kalemiz.Çocuklarımız ise kırmızı çizgimizdir

Aile kalemizdir. Çocuklarımız ise kırmızı çizgimizdir. Avrupa Bize Aile ve İnsanlık Dersi Vermesin Bir toplumun geleceğini ele geçirmek istiyorsanız önce ordularına değil, çocuklarının zihinlerine ulaşırsınız. Çünkü çocuk değişirse aile değişir. Aile değişirse toplum değişir. Toplum hafızasını kaybederse bir süre sonra kendi değerlerine yabancılaşır. Bugün Türkiye'de yaşanan tartışmaya tam da buradan bakmak gerekiyor. Mesele herhangi bir yetişkinin özel hayatını takip etmek değildir. Mesele çocuktur.

 BİR ÇİZGİ FİLMDEN ÜMMET ŞUURUNA

BİR ÇİZGİ FİLMDEN ÜMMET ŞUURUNA

BİR ÇİZGİ FİLMDEN ÜMMET ŞUURUNA: ÖMER İLE HANA’NIN HATIRLATTIKLARI Geçenlerde çocuklar için hazırlanmış bir çizgi filme denk geldim. Adı Omar & Hana, yani Ömer ile Hana… İlk başta birkaç dakikalık, çocuklara İslam’ı ve güzel ahlakı anlatan sevimli bir çizgi film olduğunu düşündüm. Fakat birkaç bölüm izledikten sonra şunu fark ettim: Bu çizgi film çocuklara sadece dua etmeyi, selam vermeyi veya güzel davranışları öğretmiyordu. Çocuklara bir kimlik anlatıyordu. Bir aidiyet anlatıyordu. Ve belki de bugün biz yetişkinlerin dahi yeniden hatırlamaya ihtiyaç duyduğu o büyük kavramı anlatıyordu: Ümmet olmayı…

Çocuk Sesinin Azaldığı Bir Ülkenin Geleceği de ses

Çocuk Sesinin Azaldığı Bir Ülkenin Geleceği de ses

Çocuk Sesinin Azaldığı Bir Ülkenin Geleceği de Sessizleşir Nuray Canan Songür Bir milletin geleceğini anlamak istiyorsanız yalnızca fabrikalarına, yollarına, binalarına bakmayın. Evlerine bakın. O evlerde kaç çocuk gülüyor, kaç anne geleceğe güvenle bakıyor, kaç genç “Ben de bir yuva kuracağım” diyebiliyor? Bugün Türkiye’nin önünde sessizce büyüyen çok ciddi bir mesele var: Aile küçülüyor, çocuk sayımız azalıyor. TÜİK verilerine göre toplam doğurganlık hızımız 2025 yılında 1,42