Afrika'da yapılacak olan mescide bir tuğlada sen koy
  • My Account

When a Country Grows Quiet Without the Voices of c

Çocuk Sesinin Azaldığı Bir Ülkenin Geleceği de Sessizleşir

Nuray Canan Songür

Bir milletin geleceğini anlamak istiyorsanız yalnızca fabrikalarına, yollarına, binalarına bakmayın.

Evlerine bakın.

O evlerde kaç çocuk gülüyor, kaç anne geleceğe güvenle bakıyor, kaç genç “Ben de bir yuva kuracağım” diyebiliyor?

Bugün Türkiye’nin önünde sessizce büyüyen çok ciddi bir mesele var: Aile küçülüyor, çocuk sayımız azalıyor.

TÜİK verilerine göre toplam doğurganlık hızımız 2025 yılında 1,42 çocuğa kadar geriledi. Oysa nüfusun kendisini yenileyebilmesi için gereken seviye yaklaşık 2,1. Üstelik bu düşüş bir yıllık veya geçici bir mesele değil; yıllardır devam eden bir eğilim. (trthaber.com)

Daha düşündürücü bir başka veri ise bugün hanelerimizin yüzde 57’sinde çocuk bulunmaması. (aa.com.tr)

Bu rakamları yalnızca istatistik olarak okuyamayız.

Çünkü mesele sadece nüfus değildir.

Mesele ailedir.
Mesele gelecektir.
Mesele medeniyetimizin devamıdır.

İslam’da aile yalnızca aynı evde yaşayan insanlar değildir

Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruyor:

“Kendileri ile huzur bulasınız diye sizin için kendi türünüzden eşler yaratması ve aranızda sevgi ve merhamet var etmesi de O’nun ayetlerindendir.”
(Rûm, 21)

Ne kadar muazzam bir tarif…

Evliliğin merkezinde huzur, ailenin içerisinde sevgi ve merhamet var.

Biz ise modern hayatın koşuşturması içerisinde aileyi giderek ekonomik bir hesaba dönüştürdük.

“Evlenirsem geçinebilir miyim?”

“Çocuk yaparsam masraflarını karşılayabilir miyim?”

“Kirayı nasıl ödeyeceğim?”

“Çocuğuma kim bakacak?”

Gençlerimizin zihnindeki sorular bunlar.

Dolayısıyla gençlere yalnızca:

“Evlenin, çocuk sahibi olun.”

demek yetmez.

Onların yuva kurabilecekleri şartları da oluşturmak zorundayız.

Bir anne çocuk sahibi olduğu için cezalandırılmamalı

Burada özellikle kadınlarımızın yükünü konuşmak zorundayız.

Bir kadın anne olduğunda kariyeri ile çocuğu arasında seçim yapmak zorunda bırakılıyorsa ortada çözülmesi gereken ciddi bir problem vardır.

Çocuk sahibi olmak bir kadının çalışma hayatından kopması anlamına gelmemeli.

Kreşler yaygınlaşmalı.

Anne ve babaların çalışma şartları aile hayatına göre yeniden düşünülmeli.

Çok çocuklu ailelere konut, vergi, ulaşım ve eğitim konusunda daha güçlü destekler verilmelidir.

Bu yönde son dönemde atılan adımları önemli buluyorum. Kamu kurumlarında kreşlerin yaygınlaştırılması, yarı zamanlı çalışma imkânları, doğum yardımlarının artırılması ve Aile ve Gençlik Fonu gibi uygulamalar doğru istikamette atılmış adımlardır. (aa.com.tr)

Fakat mesele birkaç destek paketından daha büyüktür.

Türkiye’nin aile dostu bir hayat düzenine ihtiyacı vardır.

Çocuğu masraf olarak görmeye başladığımız gün bir şeyleri kaybettik

Eskiden sofrada bir tabak daha konulurdu.

“Allah rızkını verir” denilirdi.

Bugün çocuk konuşulurken ilk söylenen kelimelerden biri “maliyet” oluyor.

Elbette hayat pahalı.

Elbette kira, eğitim, gıda ve bakım giderleri gerçek.

Bunları görmezden gelemeyiz.

Ama çocuklarımızı yalnızca ekonomik tablolardaki gider kalemi olarak görmeye başladığımızda başka bir fakirlik başlıyor:

Gönül fakirliği.

Kur’an bize:

“Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki rızkı Allah’a ait olmasın.”
(Hûd, 6)

buyuruyor.

Bu ayet çalışmamayı veya tedbir almamayı söylemiyor.

Tam tersine bize rızkın gerçek sahibini hatırlatıyor.

Çocuk berekettir.

Çocuk emanettir.

Çocuk bir milletin yarınıdır.

Aileyi korumak yalnızca devletin görevi değildir

2026–2035 döneminin “Aile ve Nüfus On Yılı” ilan edilmesini bu nedenle önemli buluyorum. Hazırlanan yol haritasında evliliğin teşviki, doğurganlığın artırılması, gençlerin yetiştirilmesi ve aile kurumunun korunması temel başlıklar arasında bulunuyor. (lexpera.com.tr)

Fakat hiçbir devlet politikası tek başına aileyi kurtaramaz.

Sorumluluk hepimizin.

Medyanın da sorumluluğu var.

İşverenin de.

Belediyenin de.

Okulun da.

Sivil toplumun da.

Ve elbette anne-babaların da.

Evliliği gençlerin gözünde korkulacak bir yük haline getiren dili değiştirmeliyiz.

Aileyi sürekli kavga, mutsuzluk ve fedakârlık kaybı üzerinden anlatırsak gençler neden evlenmek istesin?

Biz yeniden güzel aileleri göstermeliyiz.

Bir sofranın etrafında toplanmanın huzurunu…

Bir annenin duasını…

Bir babanın evladının başını okşamasını…

Kardeşlerin birbirine yaslanmasını…

Bayram sabahındaki kalabalık evleri…

Çünkü aile sadece dört duvardan ibaret değildir.

Aile insanın dünyadaki ilk sığınağıdır.

Çocuk sesinin olmadığı evler çoğalırken düşünmeliyiz

Bugün meseleyi görmezden gelirsek bundan 20–30 yıl sonra çok daha ağır sonuçlarla karşılaşabiliriz.

Daha yaşlı bir nüfus…

Azalan genç iş gücü…

Sosyal güvenlik sisteminin üzerinde büyüyen yük…

Yalnızlaşan insanlar…

Ve giderek küçülen aileler…

Nitekim devletin yaptığı araştırmalar da evliliklerin azalması, evlenme yaşının yükselmesi ve çocuk sahibi olmanın ertelenmesinin artık geçici eğilimler olarak değerlendirilemeyeceğine dikkat çekiyor. (aile.gov.tr)

Bu nedenle mesele sağcı-solcu, muhafazakâr-seküler meselesi değildir.

Bu, Türkiye’nin geleceği meselesidir.

Ve ben inanıyorum ki çözüm yine bizim medeniyetimizin en güçlü kurumunda saklı:

Ailede.

Çocukların koştuğu evlerden korkmayalım.

Kalabalık sofralardan korkmayalım.

Anneliği küçümsemeyelim.

Babalığı yalnızca eve para getirmek olarak görmeyelim.

Gençlerin yuva kurmasını kolaylaştıralım.

Çünkü güçlü devletlerin arkasında güçlü toplumlar, güçlü toplumların arkasında ise güçlü aileler vardır.

Unutmayalım:

Bir ülkenin sokaklarından çocuk sesleri çekilmeye başlıyorsa mesele yalnızca nüfus değildir.

O ülkenin geleceği de yavaş yavaş sessizleşiyor.

Biz o sessizliğe razı olmayacağız.

Evlerimiz yeniden çocuk sesleriyle, sofralarımız bereketle, ailelerimiz sevgi ve merhametle dolsun.

Çünkü bizim medeniyetimizde insan aileyle kök salar.

Ve bir millet, kökleri sağlam olduğu müddetçe geleceğe güvenle yürür.

Share

LAST ADDED NURAY CANAN SONGUR ARTICLES

The family is our stronghold. Our children, meanwhile, are our red line

The family is our stronghold. Our children, meanwhile, are our red line

Aile kalemizdir. Çocuklarımız ise kırmızı çizgimizdir. Avrupa Bize Aile ve İnsanlık Dersi Vermesin Bir toplumun geleceğini ele geçirmek istiyorsanız önce ordularına değil, çocuklarının zihinlerine ulaşırsınız. Çünkü çocuk değişirse aile değişir. Aile değişirse toplum değişir. Toplum hafızasını kaybederse bir süre sonra kendi değerlerine yabancılaşır. Bugün Türkiye'de yaşanan tartışmaya tam da buradan bakmak gerekiyor. Mesele herhangi bir yetişkinin özel hayatını takip etmek değildir. Mesele çocuktur.

 BİR ÇİZGİ FİLMDEN ÜMMET ŞUURUNA

BİR ÇİZGİ FİLMDEN ÜMMET ŞUURUNA

BİR ÇİZGİ FİLMDEN ÜMMET ŞUURUNA: ÖMER İLE HANA’NIN HATIRLATTIKLARI Geçenlerde çocuklar için hazırlanmış bir çizgi filme denk geldim. Adı Omar & Hana, yani Ömer ile Hana… İlk başta birkaç dakikalık, çocuklara İslam’ı ve güzel ahlakı anlatan sevimli bir çizgi film olduğunu düşündüm. Fakat birkaç bölüm izledikten sonra şunu fark ettim: Bu çizgi film çocuklara sadece dua etmeyi, selam vermeyi veya güzel davranışları öğretmiyordu. Çocuklara bir kimlik anlatıyordu. Bir aidiyet anlatıyordu. Ve belki de bugün biz yetişkinlerin dahi yeniden hatırlamaya ihtiyaç duyduğu o büyük kavramı anlatıyordu: Ümmet olmayı…

Dinî Duyguları İstismar

Dinî Duyguları İstismar

Bugün FETÖ gibi yapılanmaların veya dinî duyguları istismar ederek insanları kendilerine bağlayan, onları maddi, manevi ya da siyasi amaçları uğruna kullanan yapıların ortaya çıkışını yalnızca bugünün meselesi olarak görmemek gerekir. Bu mesele, çok daha derin bir eğitim, ilim, ahlak ve din anlayışı problemidir. Yaklaşık iki asırdır İslam dünyasında yaşanan fikrî, siyasi ve toplumsal kırılmalar; son yüz yılda ise milletimizin dinî eğitimle olan bağının ciddi biçimde zayıflaması, büyük bir boşluk meydana getirmiştir. Bu boşluk ortadan kalkmadığında onu mutlaka birileri doldurmaktadır. Çünkü insanoğlunun yaratılışında inanma, anlam arama, kendisinden daha yüce bir hakikate bağlanma arzusu vardır. İşte mesele tam da burada başlamaktadır.